İkinci gün yani pazar günü Dallas World Aquarium’a gittik. Burası içinde akvaryumda bulunan bir hayvanat bahçesi deniz canlıları dışında kuşlar, maymunlar, timsah gibi başka hayvanlarda var. Diğer hayvanat bahçelerini aksine açık alanda değil burası tek bir binanın içinde. Diğer bir özelliği de tam şehir merkezinde olması.
Şehir Merkezi
Şehir merkezlerine ‘Down Town’ diyorlar. Şehir merkezi büyük plaza ve gökdelenlerden oluşuyor ve şehrin geri kalanı genelde tek katlı binalar şeklinde onlarca kilometre yayılıyor. Apartman olayı pek yok genelde insanlar müstakil evlerde oturuyorlar ve evlerin çoğu havuzlu ve bahçeli.

Bukadar yüksek binaları görünce birde şehir merkezi olduğunu düşünürsek insan şimdi yollar tıklım tıklımdır diye düşünüyor ama hiç de öyle değil. Nerdeyse hayalet şehir. Yollarda kimseler yok. İkinci günüm olduğu için hala heryeri İstanbul gibi saniyordum ve yolların boş olmasına şaşırmıştım. Şimdi çok normal geliyor çünkü
- Pazar günüydü
- Hava çok sıcaktı
- Ve en önemlisi Dallas’ta yazın hayat içerdedir dışarılarda kimseyi bulamazsınız.
Boş sokaklarda dolaşırken açık bir markete girdim. Amacım bi bira alıp gezerken içip serinlemekti. Bütün rafları dolaştım ama biralar hep altılı paketlerdeydi. En sonunda market çalışanına sordum bana ‘We do not care about single beer’ dedi. Ben İstanbul’daki gibi heryerde bakkal vardır diye hayal etmiştim ama yokmuş
Zamanla şunları öğrendim.
- Dallas’ta bakkala en yakın şey ’7 Eleven’ lardır.
- Alışverişler genelde Walmart’lardan toplu yapılır.
- Sokaklarda alkollü içecek içmek yasal değildir.
Ulaşım
Buraya gelmeden şirketten orada araba kiralamamız gerektiği arabasız ulaşımın çok zor olduğunu söylediler. Ben ozaman niyeki otobüs falan illa vardır hallederiz diye düşünmüştüm.
Ben geldiğimde önceki hafta gelen arkadaşlar arabayı kiralamışlardı. Hayatımda hiç otomatik vites araba kullanmamıştım ve İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu yerlerde de araba kullanmamıştım. Başlarda oldukça zorlandım debrijaya basıyorum diye birkaç kez frene basmışlığım oldu 
Yollar genelde boş değildi ama trafik sıkışıklığıda yoktu. Şehir içinde hız limiti 40-45 mil arası değişiyor bu da 60-70 kilometreye denk geliyor. Otoban tarzı yollarda ise 60-65 mil bu da 95-105 km kadar. Trafik ışıkları bizdeki gibi yolun durduğunuz tarafında değil karşı tarafında bu alışılması gereken başka bir zorluktu.
Toplu taşımaya gelince, Taksim – Maslak arası gibi yer altından giden bir metro sistemi yok. Daha çok Aksaraya – Atatürk Havalaalanı arasındakine benziyor metro sistemleri buna hafif metromu diyoruz biz tam olarak bilmiyorum. Raylı sistem ana güzergahlarda var oralardan otobüslerle insanlar evlerine dağılıyorlar. Gerçi ne otobüs ne de metro çok sık geçiyor buna rağmen ayakta yolcu görmedim tek tük insan oluyor toplu taşıma araçlarında. Bu yüzden araba kiralamamız iyi olmuş gerçekten toplu taşımayla olcak gibi değilmiş.
Yürümek
Yürümekte ulaşımın bir çeşidi. İstanbulda yürüyerek bakkala/markete gidip temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Ama burada yürümek neredeyse hiç bir işe yaramıyor. Yazın sıcağında zaten çok zor onun dışında adamlar çok geniş yapılaşmışlar ve otoparka çok önem vermişler. Eğer bir araziye bir alışveriş merkezi yapıldıysa en az alışveriş merkezi büyüklüğünde çoğu zaman daha da büyük otopark yapılmış önüne. Park yeri bulmak araba park etmek çok kolay. Bu yüzden binaların arası birbirine çok uzak. Yürüseniz bile 100-200 metrede ancak iki işyeri geçersiniz. Onun dışında evler müstakil olduğu için mahalle içlerinde yürümekte fayda getirmiyor onlarda çok geniş alana yayılmışlar ve arada bakkal market gibi şeyler yok. İnsanlar alışverişlerini genelde Walmart denen marketlerden yapıyor. Walmart’lar için BIM görünümlü Carrefour diyebiliriz. BIM gibi her mahallede varlar ama genelde Carrefour büyüklüğündeler çoğu zaman daha da büyükler. Otele en yakın Walmart 3-4 km kadar uzakta.
Yollar ve Çevre
Burada mahalleler arası yollar otobanlar yani hemen hemen bütün yollar beton. Sıcaktan erimesin diyemi öyledir bilmiyorum. Ama beton yola yama yapması daha kolay sanki çöken ve kopan yerleri kesip tekrar beton döktüklerinde yolla birebir aynı hizada oluyor. Asfalta yama yapmayı bizmi bilmiyoruz bilmiyorum ama aslafta yama yapılınce bi tümsek oluyor arabayla giderken sarsıyor. İnsanların oturduğu evlerin olduğu yerlerde yollar tek yada iki şerit zaten bu yolları genelde buralarda oturanla kullanıyor. Bu yollarda karşıdan gelen arabayla bile genelde karşılaşmazsınız. Bu yolların kenarlarına arabanızı parketebilirsiniz. Zaten genelde milletin 2-3 arabası olduğu için birini yola parketmek zorunda kalıyorlar.
Bu ara yolların bağlandığı biraz daha anayol diyebileğimiz yollar genelede üç şeritli. Ama bu yollar yine yerleşim yerlerinin içinden geçen kenarlarında kaldırımları olan yollar. Otobanlar ise 5-8 şerit arası değişiyor. Ayrıca bizdeki gibi otobandan çıkıp doğruda yerleşim alanlarının olduğu yola giremiyorsunuz. Yada otobandan doğruca bir alışveriş merkezine giremiyorsunuz. Otoyolların kenarında yine 3 şeritli servis yolları var otoyolardan çıkıp buraya giriyorsonuz buradan alışveriş merkezlerine yada diğer yerleşim yerlerine giden yollara giriş yapıyorsunuz. Yani otoyollar servis yollarıyla beraber 11 şeridi bulabiliyor. Anadolu yakasındaki Optimum alışveriş merkezini düşünürsek çok önemli bir yolun tam kenarına yapılmış. Pazar günleri insanlar 5te kuyruk oluşturup bekliyorlar Optimum’un otoparkına girebilmek için bu da Tuzla tarafından gelip Kadıköy’e gitmek isteyen birinin yok yere saatlerce trafikte beklemesine sebep oluyor. Düşünün yolu kapatan ne bir kaza ne bir trafik yoğunluğu çok merkezi bir yolun kenarına yapılmış / yapılmasına izin verilmiş bir alışveriş merkezi. Ve bu alışveriş merkezi otoparka girecekler için ne bir yanyol yapmış ne birşey doğrudan devletin yolunu sömürmekte ve binlerce insana trafik işkencesi çektiriyor.
Neyse kaldırımların genelde iki tarafıda yeşillik ama kaldırımlar genelde resimde gördüğünüz gibi dar zaten pek insan yürümediği için. Bu insanların yaşadığı evlerin bulunduğu mahallelerde böyle şehir merkezinde kaldırımlar oldukça geniş. Sabahları veya haftasonları koşu yapanlar kullanıyor çoğunlukla kaldırımları.

Dallas’ı ben çöl olarak hayal ediyordum ama çok çok yeşillik biryer. Etrafta oldukça fazla ufak tefek yapay göl bulunmakta. Bunun dışında kaldırımlar yollar ağaçlık. Yaz boyunca çimenler her gece sulandı ve yaz boyunca yeşil kaldı.
İkinci yazımı burada bitiriyorum. İlk başlarda pek sevemedim Dallas’ı İstanbul’daki alışkanlıkların hiçbiri burada yoktu. Herşey farklıydı değişikti. Bakkal/Market yoktu, arabaya alışmak trafik kurallarına trafiğe alışmak zordu, yürüyerek biryere gidilmiyordu. Fakat zaman geçtikçe bunlara alışmaya ve Dallas’ı sevmeye başladım.