How to Install Flash Player Without Internet Access

I was trying to figure it out today, because if you try to download from http://get.adobe.com/flashplayer/ first you download a small installer (~740kb) and this installer downloads actual flash player and installs.

If you are trying to install flash player to a computer without internet access go http://www.adobe.com/special/products/flashplayer/fp_distribution3.html to download full installer msi or exe.

Comments

Steve Jobs has died

When I heard that, I was at Dallas Geek Night. We seven guys were writing code for open source projects. Everybody opened browsers and some of us checked twitter, some other reddit, apple.com and news pages. When I have looked the room, everyone was using a Mac so, I have imagined rest of the world. Millions of people read this news from his IPhones, IPads and IPods.

A Turkish proverb says “Shroud does not have a pocket.”. He also could not take anything with him to the other side, but you know everyone was using a Mac in that room.

Rest in peace

Comments

Dallas – İşyeri

İlk bir kaç gün Türk müteahhit gibi “Vay arkadaş adamlar ne beton dökmüş vay, vay” diye gezip çevreyi biraz tanıdıktan işyerinden bahsedeyim biraz.

İş Netaş’ta yaptiğimiz işin aynısı olduğu için iş konusunda çok bir sıkıntı çekmedik. Çalıştığımız bina rahmetli Nortel’in binalarından biri. Nortel’in parçalarını satın alan Avea ve Ericsson bu binayı ortak kullanıyorlar.

  1. İlk olarak yemekhane olayı yok ama cafeteryası var herkes parasını verip yemeğini alıyor. Çoğu kişi de dışarıda yiyor etrafta dünyanın bütün mutfaklarından restoranlar bulmak mümkün. Bu çok farklı bişey değil Türkiye’de de bir çok firma aynı şekilde yemek kartları veriyor. Ama Netaş’ın yemekhanesi olduğu için bu bizim için bir farklılık sayılır.
  2. İkincisi servis olayı. Benzin çok ucuz zaten 1.5 lira kadar sanırım ayrıca önceki yazımda dediğim gibi yollar çok müsait trafik yok, zaten hemen hemen herkesin arabası var hatta bir çok kişini birden fazla arabası var. Burda servis olayı olsa ona şaşırırdım zaten.
  3. Üçüncüsü bizdeki gibi mesai mesai diye çok kasmıyor adamlar saat 4-5 gibi otoparkta hemen hemen araba kalmıyor, ama hala bizden çok daha zenginler :)
  4. Bana en ilginç geleni de bizde Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Geliştirme gibi meslekler daha çok çocukların, torunların meslekleridir yeni neslin yani. Netaş’ta işe başlayanların büyük bir çoğunluğu yeni mezundur. Yeni mezun olmayanlardanda 30 yaşın üstünde işe yeni başlayanı çok görmedim. Burda biraz daha baba, amca mesleği. Biraz da telekom sektörü için böyle sanırım. Mesela burda 55 yaşında biri gelip ‘Merhaba ben bugun burda yeni işe başladım’ diyebiliyor. Gençler arasında web işleri daha revaçta. Dallas’ta gittiğim PHP, Node.js kullanıcıları buluşmalarındaki insanların yaş ortalamaları daha düşüktü.
  5. Tabi çalışanların yaşlı olmalarının getirdiği bir çok avantaj da var. İçlerinde çoğu 5-10 yıldır aynı üründe çalışıyorlar ve çalıştıkları ürünü çok iyi biliyorlar bu yüzden büyük resmi görüp ürüne yön verebiliyorlar.
  6. Bir çoğu işe hiç gelmeyip evinden çalışmayı tercih ediyor. Bu sadece bizim çalıştığımız firmada mı böyle yoksa insanların çoğu bu şekilde çalışıyor bilmiyorum. Ama katıldığım Dallas PHP kullanıcıları buluşmasında bir kaç kişiden aynı şeyi duymuştum. Onlarda firmanın merkezi başka eyalette olmasına rağmen,  uzak masaüstü yaparak çalışıyorlarmış.
  7. Öğlen yemeklerini masasında yiyor bir çok kişi böylece öğlende çalışıp akşam biraz daha erken çıkıyorlar. İşe erken gelen sayısıda az değil altıda falan işe gelen kişilerde var onlarda erken çıkıyorlar.

Comments

Dallas – İkinci Gün ve İlk İzlenimler

İkinci gün yani pazar günü Dallas World Aquarium’a gittik. Burası içinde akvaryumda bulunan bir hayvanat bahçesi deniz canlıları dışında kuşlar, maymunlar, timsah gibi başka hayvanlarda var. Diğer hayvanat bahçelerini aksine açık alanda değil burası tek bir binanın içinde. Diğer bir özelliği de tam şehir merkezinde olması.

Şehir Merkezi

Şehir merkezlerine ‘Down Town’ diyorlar. Şehir merkezi büyük plaza ve gökdelenlerden oluşuyor ve şehrin geri kalanı genelde tek katlı binalar şeklinde onlarca kilometre yayılıyor. Apartman olayı pek yok genelde insanlar müstakil evlerde oturuyorlar ve evlerin çoğu havuzlu ve bahçeli.

Bukadar yüksek binaları görünce birde şehir merkezi olduğunu düşünürsek  insan şimdi yollar tıklım tıklımdır diye düşünüyor ama hiç de öyle değil. Nerdeyse hayalet şehir. Yollarda kimseler yok. İkinci günüm olduğu için hala heryeri İstanbul gibi saniyordum ve yolların boş olmasına şaşırmıştım. Şimdi çok normal geliyor çünkü

  1. Pazar günüydü
  2. Hava çok sıcaktı
  3. Ve en önemlisi Dallas’ta yazın hayat içerdedir dışarılarda kimseyi bulamazsınız.

Boş sokaklarda dolaşırken açık bir markete girdim. Amacım bi bira alıp gezerken içip serinlemekti. Bütün rafları dolaştım ama biralar hep altılı paketlerdeydi. En sonunda market çalışanına sordum bana ‘We do not care about single beer’ dedi. Ben İstanbul’daki gibi heryerde bakkal vardır diye hayal etmiştim ama yokmuş :) Zamanla şunları öğrendim.

  1. Dallas’ta bakkala en yakın şey ’7 Eleven’ lardır.
  2. Alışverişler genelde Walmart’lardan toplu yapılır.
  3. Sokaklarda alkollü içecek içmek yasal değildir.

Ulaşım

Buraya gelmeden şirketten orada araba kiralamamız gerektiği arabasız ulaşımın çok zor olduğunu söylediler. Ben ozaman niyeki otobüs falan illa vardır hallederiz diye düşünmüştüm.

Ben geldiğimde önceki hafta gelen arkadaşlar arabayı kiralamışlardı. Hayatımda hiç otomatik vites araba kullanmamıştım ve İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu yerlerde de araba kullanmamıştım. Başlarda oldukça zorlandım debrijaya basıyorum diye birkaç kez frene basmışlığım oldu :)
Yollar genelde boş değildi ama trafik sıkışıklığıda yoktu. Şehir içinde hız limiti 40-45 mil arası değişiyor bu da 60-70 kilometreye denk geliyor. Otoban tarzı yollarda ise  60-65 mil bu da 95-105 km kadar. Trafik ışıkları bizdeki gibi yolun durduğunuz tarafında değil karşı tarafında bu alışılması gereken başka bir zorluktu.

Toplu taşımaya gelince, Taksim – Maslak arası gibi yer altından giden bir metro sistemi yok. Daha çok Aksaraya – Atatürk Havalaalanı arasındakine benziyor metro sistemleri buna hafif metromu diyoruz biz tam olarak bilmiyorum. Raylı sistem ana güzergahlarda var oralardan otobüslerle insanlar evlerine dağılıyorlar. Gerçi ne otobüs ne de metro çok sık geçiyor buna rağmen ayakta yolcu görmedim tek tük insan oluyor toplu taşıma araçlarında. Bu yüzden araba kiralamamız iyi olmuş gerçekten toplu taşımayla olcak gibi değilmiş.

Yürümek

Yürümekte ulaşımın bir çeşidi. İstanbulda yürüyerek bakkala/markete gidip temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Ama burada yürümek neredeyse hiç bir işe yaramıyor. Yazın sıcağında zaten çok zor onun dışında adamlar çok geniş yapılaşmışlar ve otoparka çok önem vermişler. Eğer bir araziye bir alışveriş merkezi yapıldıysa en az alışveriş merkezi büyüklüğünde çoğu zaman daha da büyük otopark yapılmış önüne. Park yeri bulmak araba park etmek çok kolay. Bu yüzden binaların arası birbirine çok uzak. Yürüseniz bile 100-200 metrede ancak iki işyeri geçersiniz. Onun dışında evler müstakil olduğu için mahalle içlerinde yürümekte fayda getirmiyor onlarda çok geniş alana yayılmışlar ve arada bakkal market gibi şeyler yok. İnsanlar alışverişlerini genelde Walmart  denen marketlerden yapıyor. Walmart’lar için BIM görünümlü Carrefour diyebiliriz. BIM gibi her mahallede varlar ama genelde Carrefour büyüklüğündeler çoğu zaman daha da büyükler. Otele en yakın Walmart 3-4 km kadar uzakta.

Yollar ve Çevre 

Burada mahalleler arası yollar otobanlar yani hemen hemen bütün yollar beton. Sıcaktan erimesin diyemi öyledir bilmiyorum. Ama beton yola yama yapması daha kolay sanki çöken ve kopan yerleri kesip tekrar beton döktüklerinde yolla birebir aynı hizada oluyor. Asfalta yama yapmayı bizmi bilmiyoruz bilmiyorum ama aslafta yama yapılınce bi tümsek oluyor arabayla giderken sarsıyor. İnsanların oturduğu evlerin olduğu yerlerde yollar tek yada iki şerit zaten bu yolları genelde buralarda oturanla kullanıyor. Bu yollarda karşıdan gelen arabayla bile genelde karşılaşmazsınız. Bu yolların kenarlarına arabanızı parketebilirsiniz. Zaten genelde milletin 2-3 arabası olduğu için birini yola parketmek zorunda kalıyorlar.
Bu ara yolların bağlandığı biraz daha anayol diyebileğimiz yollar genelede üç şeritli. Ama bu yollar yine yerleşim yerlerinin içinden geçen kenarlarında kaldırımları olan yollar. Otobanlar ise 5-8 şerit arası değişiyor. Ayrıca bizdeki gibi otobandan çıkıp doğruda yerleşim alanlarının olduğu yola giremiyorsunuz. Yada otobandan doğruca bir alışveriş merkezine giremiyorsunuz. Otoyolların kenarında yine 3 şeritli servis yolları var otoyolardan çıkıp buraya giriyorsonuz buradan alışveriş merkezlerine yada diğer yerleşim yerlerine giden yollara giriş yapıyorsunuz. Yani otoyollar servis yollarıyla beraber 11 şeridi bulabiliyor. Anadolu yakasındaki Optimum alışveriş merkezini düşünürsek çok önemli bir yolun tam kenarına yapılmış. Pazar günleri insanlar 5te kuyruk oluşturup bekliyorlar Optimum’un otoparkına girebilmek için bu da Tuzla tarafından gelip Kadıköy’e gitmek isteyen birinin yok yere saatlerce trafikte beklemesine sebep oluyor. Düşünün yolu kapatan ne bir kaza ne bir trafik yoğunluğu çok merkezi bir yolun kenarına yapılmış / yapılmasına izin verilmiş bir alışveriş merkezi.  Ve bu alışveriş merkezi otoparka girecekler için ne bir yanyol yapmış ne birşey doğrudan devletin yolunu sömürmekte ve binlerce insana trafik işkencesi çektiriyor.
Neyse kaldırımların genelde iki tarafıda yeşillik ama kaldırımlar genelde resimde gördüğünüz gibi dar zaten pek insan yürümediği için. Bu insanların yaşadığı evlerin bulunduğu mahallelerde böyle şehir merkezinde kaldırımlar oldukça geniş. Sabahları veya haftasonları koşu yapanlar kullanıyor çoğunlukla kaldırımları.

Dallas’ı ben çöl olarak hayal ediyordum ama çok çok yeşillik biryer. Etrafta oldukça fazla ufak tefek yapay göl bulunmakta. Bunun dışında kaldırımlar yollar ağaçlık. Yaz boyunca çimenler her gece sulandı ve yaz boyunca yeşil kaldı.

İkinci yazımı burada bitiriyorum. İlk başlarda pek sevemedim Dallas’ı İstanbul’daki alışkanlıkların hiçbiri burada yoktu. Herşey farklıydı değişikti. Bakkal/Market yoktu, arabaya alışmak trafik kurallarına trafiğe alışmak zordu, yürüyerek biryere gidilmiyordu. Fakat zaman geçtikçe bunlara alışmaya ve Dallas’ı sevmeye başladım.

Comments

Dallas – Gidiş ve İlk Gün

Mayıs ayının ilk günleri işyerinde sakin sakin oturup çalışırken yönetici arkadaşlardan biri gelip üç kişiyi bir iş için Dallas’a göndermeyi düşünüyoruz ne dersin dedi. Herhalde o gün duymayı bekleyeceğim en so haberdi. Dallasta bir ay kalmamız planlanıyordu. Bir hafta sonra bu iki aya çıktı. Sonraki haftaysa altı aya çıktı. Tabi altı ay olunca İstanbul’daki evden ayrıldım eşyalarımı başka yere taşıdım. Diğer iki arkadaşım iki ay kalıcaklardı ve 28 Mayısta Dallas’a gittiler. Ben ev falan olaylarından ötürü bir hafta daha istedim ve 4 Haziranda Dallas’a vardım.

Yolculuk

Cumartesi sabah 5:50 de Atatürk Havaalanı’nından Lufthansa’nın Frankurt uçağına bindim. Sabah 8 gibi Frankurta indik. Yola çıkmadan aktarma uçağını bulamam diye korkmuştum biraz ama sandığımdam çok daha kolaymış. Aktarma uçağının bulunduğu ‘Gate’ e gelip beklemeye başladım. Bu arada sigara odalarında gözüme tanıdık bir yüz takıldı. Benzettim falan heralde dedim baktım sonra Galatasaraylı Sabri. Sigara odasından çıkıp yürümeye başladı yanına yaklaştım ‘Sen Galatasaraylı Sabri misin?’ dedim. Bilmiyorum o anda aklıma başka birşey gelmedi. Ve döndü Sabrii ‘Evet’ dedi yoluna devam etti :)

Saat 10:30 gibi Frankfurt’tan uçağımız Dallas’a doğru hareket etti. Yolculuk 9:30 saat kadar sürdü ama gerçekten zormuş. Uzun otobüs yolculuklarında dört saatte bir verilen yarım saatlik ihtiyac molasına alışmış bu bünyeye ağır geldi acayip belim ağrıdı. Saat 14:30 gibi Dallas/Fort Worth havaalanına vardık. Gözüme çarpan daha doğrusu yüzüme çarpan ilk şey sıcaklık oldu. Bogucu bir sıcak vardı nefes almak bile zordu. Arkadaşlar beni havaalanından alıp otele götürdüler eşyalarımı bırakıp tekrar dışarı çıktık. En güzel tarafıda 10 saat yol gitmeme rağmen Dallas ta nerdeyse hala öğlendi. Sanki o gün yaşanmamıştı gibi önümde daha koca bir gün daha vardı.

İlk Gün

İlk gün Stockyards denen bir kasabaya gittik. Bu kasaba Fort Worth içinde eski kovboy filmlerindeki havayı yakalayabileceginiz turistik bir kasaba. Fort Worth neresidir onlarıda kısaca açıklayayım. Bizdeki gibi il ilçe diye bi ayrım yok büyük hatta bizim İstanbulda mahalle dediğmiz büyüklükteki yerler bile şehir diye geçiyor. Dallas ile Fort Worth birbirine çok yakın iki büyük şehir ve bunların aralarında boşluk yok gibi. Aralarında Arlington Irving daha ufak şehirler var. Dallas’ın etrafındaysa Richardson (bizim otelin ve işyerinin olduğu) Plano Addison Garland Frisco gibi onlarca küçük şehir var. Bizdeki Silivriden başlayıp Gebzeye kadar uzanan alan gibi. Dallas’ın nüfusu 1.2 milyon Fort Worth 700.000 kadar. Böyle karşılaştırınca küçük gibi durabilirler ama bu alanı komple düşünmek daha doğru İstanbulla karşılaştırma yaparken. Bu alana komple Dallas/Fort Worth Metroplex deniyor ve toplam nüfusu 6.8 milyon kadar.

Stockyards’a geri dönelim. Dediğim gibi burası turistik biryer. Hediyelik eşya dükkanları sokakta yerel muzik yapan amcalar var. Rafet Elroman’ın deyimiyle her çizme fötr şapka kot pantelon. Hediyelik eşya dükkanlarından kovboy şapkası kovboy çizmesi gibi şeyler satın alabilirsiniz. İlk dolarımı burada kovboy şapkasına harcadım.

Stockyardstan otele döndük ve ben uyuya kaldım odaya geldiğimde ne güzel gün geçmiyor derken Türkiye saatiyle saat çok geç olmuştu ve ben daha saat farkına alışamamıştım. Sıcağında etkisi yok değil o da insanı yoran etkenlerden biri.

Comments