Batum, Gürcistan

Arkadaşımın illa bu haftasonu yurtdışına gidelim ısrarıyla hızlıca plan yapıp biletleri aldık. Batum’u seçmemizin sebebi arkadaşımın pasaportu olmaması zaten durum böyle olunca geriye tek opsiyon kalıyor nüfus cüzdanıyla gidebileceğimiz Gürcistan. Hem Tiflis’e daha önce gitmiş olmamdan dolayı hem de biletlerin ucuz olmasından ötürü Batum’u seçtik.

Şimdi uçak bileti alırken şöyle ince bir nokta var bence. Batum’a yarı yarıya daha ucuza gitmenizi sağlayabilir onu açıklayayım. Batum’a gitmek için Hopa veya Batum’a bilet alabilirsiniz. Biri Gürcistan şehri biri Türkiye ne alaka diyeceksiniz. Bu iki biletin yolcuları aynı uçağa biniyor ve uçak Batum Havaalanına iniyor. Tek farkı Batum bileti aldığınızda havaalanından doğruca Batuma girebiliyorsunuz. Eğer Hopa bileti alırsanız sizi havaalanından hiç çıkartmadan doğruca otobüse bindiriyorlar ve otobüs hiç durmadan Hopa’ya gidiyor ve burada iniyorsunuz. Ama bilet fiyatları yarı yarıya fark ediyor çünkü biri dış hat uçuşu diğeri iç hat uçuşu sayılıyor. Biz bilet aldığımızda Batum bileti gidiş geliş 450TL iken Hopa bileti gidiş geliş 225TL civarındaydı ama uçak aynı uçak.

Bu şekilde Hopa biletlerimizi alıp Batum havaalanına iniş yaptık. Belki farketmezler diye pasaport kontrol sırasına girdik ama görevlinin biri gelip biletlerimizi kontrol etti ve bizi Hopa otobüsüne bindirdi bunu deneyen ilk biz değiliz adamlar bıkmışlar herhalde artık. E biz zaten Batum’a gidecektik bari sınır kapısında indirin dedik o da olmuyormuş otobüse görevliler biniyor ve otobüs yol üstünde hiç durmadan kimseyi indirmeden Hopa’ya gidiyor. Ama bu yapılan anlaşma Artvin ve civarında oturanlar için büyük kolaylık sağlamış bunu farkettim ayrıca Batum Havaalanı’nda da bir çok Gürcüye iş imkanı olmuş.

Neyse Hopa’ya indikten sonra taksiyle tekrar Sarp Sınır Kapısı’na gittik unutmadan Batum Hopa arası 38 km Hopa Sarp arası 18km Sarp Batum arası da 20km olarak bölünebilir. Sarp sınır kapısına vardığınızda 1TL’ye bir belge alıyorsunuz buna yurtdışı çıkış mührü vuruyorlar ve 10dk içinde yürüyerek Gürcistan tarafına geçmiş oluyorsunuz. Daha önceden yürüyerek sınırdan geçmediyseniz ilginç bir tecrübe bir kaç yüz metre yürüdüğünüzde dil alfabe para birimi herşey bin anda değişiyor. Eğer yaya geçiyorsanız sıra beklemezsiniz her iki taraftada işlemleriniz 5dk sürüyor ve 10dk içinde diğer tarafa geçmiş oluyorsunuz. Araba ile geçiyorsanız biraz sıra oluyor.

Gürcistan tarafına geçtiğinizde iki aslında üç opsiyonunuz var Batum’a gitmek için. Minibüse binebilirsiniz fiyatı 1Lari. Gürcistan para birimi Lari isim olarakta değer olarakta bizim paraya çok yakın. 9 Lari 10TL ediyor bizim paradan biraz daha değerli. Minibüsün dışında daha hızlı olmasını istiyorsanız taksiler var 20Lari veya Türk tarafından geçen bir arabaya otostop çekip Batuma gidebilirsiniz. Biz minibüsle gittik ve yaklaşık yarım saat içinde Batum’daydık. Toplam Hopa’dan Batum’a geçmek bize fazladan 1 saate maloldu. Hopa’dan Sarp’a 30TL taksi parası vermiştik 1TL geçiş belgesi 1TL de Sarp’tan Batum’a minibüs desek 32 liraya gitmiş olduk Batum’a kesinlikle Batum bileti almaktan daha karlı.

Gelelim Batum’a, Batum 180.000 nüfuslu küçük bir şehir. Zaten merkezini yürüyerek çok rahat gezebilirsiniz onun dışında kalan mahalleleri biraz dağınık. Merkezi tamamen düz fakat şehir dağlara doğru büyüyor.Şehrin merkezinde Sheraton gibi büyük oteller var ve yenileri yapılamaya devam ediyor. Büyük otellerde kumar oynanabiliyor zaten Türk’lerin çoğu da bunun için geçiyor Batum’a. Onun dışında merkezi dediğim gibi oldukça düzenli güzel ve ferah. Küçük biryer olmasından dolayı fazla kalabalık yok. Araba gürültüsü korna sesi duyamazsınız yeşillik ağaçlık sakin biryer. Yine merkezinde sanırım Sovyetler zamanından kalma güzel mimariye sahip binalar var bunlardan biri opera binası. Biraz daha ilerlediğinizde sahile geliyorsunuz. Şehirle sahil arasında neredeyse tüm şehir boyunca büyük bir park yapmış adamlar. Gürcülerin şehirlerde insan için sosyal alanlar yapma  olayını takdir ediyorum aynısı Tiflis’te de vardı nehir boyunda büyük bir parkın inşaatı devam ediyordu. Dediğim gibi Batum’da da şehir boyunca uzanan bir park var, yeşil alanıyla yürüyüş ve bisiklet yoluyla oldukça güzel bir park. Parkın yanında da Batum sahili. Sahil kum değil tamamen küçük kayalardan oluşuyor.

Parkı sahili biraz dolaştıktan sonra yemek yedik. Burada herşey çok ucuz gerçekten insan hiç düşünmeden istediğini yeyip içebiliyor. Yine gelmişken Gürcistan’a özgü olsun diye kinkali yedik. Kinkali bizim mantıya benzer birşey ama birtanesi yumruk büyüklüğünde. Mantı gibi hamur ama içi et dolu. Onun dışında Haçapuri denilen peynirli pideden aldık birtane. Yediklerimiz toplamda şu şekilde 6 tane kinkali, 1 tane haçapuri, 1 tavuk şiş, 1 salata, 1 kola, 3 bira, 1 su toplamda 32lari tuttu. Dediğim gibi çok ucuz İstanbul’da bu fiyata ancak üç bira içebilirsiniz bir restoranda.

Yemekten sonra sahile gidip oturduk biraz. Giderken 33′lük vodka aldık bunun da fiyatı 5Lari. Eğer sigara alacaksanız yine fiyatlar çok ucuz Marlboro 2.9Lari karton alırsanız tanesi daha da ucuza geliyor. Geceyi böyle geçirdikten sonra kalacak yer baktık fiyatlar genelde iki kişilik oda için 40-60Lari arası değişiyor kalacak yer de pahalı değil.

Sonraki gün sabah kalkıp Batum’u bir de gündüz gözüyle görelim dedik. Dükkanların içi karanlık bu çok ilgimi çekti. Bizde vitrinler ve mağazaların içi ışıl ışıl olur açık mı kapalı mı dışarıdan bakınca anlarsınız içerideki hareketlilikten ama Batum’da dükkanların için karanlık dışarıdan bakıldığında içerisi tam fark edilemiyor ancak yakına gidince açık mı kapalı mı olduğunu anlıyorsunuz bu çok ilgimi çekti. Sonrasında kahvaltı edecek biryer bulduk burasının da camları yarıya kadar perdeliydi kafe yolun kenarında olmasına rağmen böyle yapmışlar bizdekinin tam tersine. Bizdeki kafe ve restoranlarda içerideki dışarıdakini dışarıdaki içeridekini görür. Onun dışında hemen hemen heryerde sigara içmek serbest kapalı alan açık alan restoran kafe önünüze farketmiyor önünüze kül tablasını koyuyorlar illaki, sigara içilmeyen yer veya bölüm bulmak imkansız. Hatta dönüş yolunda havaalanında bile sigara içildiğini gördüm.

Kahvaltıyı da ettikten sonra biraz daha dolaşıp biraz hediyelik birşeyler aldık ve dönüş yoluna çıktık. Bu seferde uçağınız Batum’dan kalkmasına rağmen Hopa bileti aldıysanız Hopa’ya gitmek zorundasınız. Hopa’ya gittiğinizde sizi otobüse bindiriyorlar ve otobüs aynı şekilde hiç durmadan Batum Havaalanına geliyor. Bu sefer aynı yolun tersiniz izleyerek Batum’dan Sarp’a, Sarp’tan Hopa’ya geldik. Batum’dan Sarp’a gelirken bu sefer Batum -Rize minibüsüne bindik. Batum’a geçen bütün otobüs minibüsler Türkiye’de akaryakıt pahalı olduğu için depolarını buradan dolduruyorlar. Hatta ilginç geldi deponun olduğu taraftaki lastiği 20-30 cm yükseklikte bir takozun üstüne çıkarıyorlar böylece depo hiç boşluk kalmayacak şekilde doluyor. Neyse Sarp’tan tekrar yürüyerek Türk tarafına geçtik fazla vaktimiz kalmadığı için Batum’dan bindiğimiz minibüsü beklemeden taksiyle Hopa’ya geldik. Hopa’dan Havaş otobüsüne binip Batum’a getirdiler bizi ve İstanbul’a döndük.

Böyle biraz karışık gidiş gelişimiz ama kesinlikle tavsiye ederim Batum çok ucuz ve güzel biryer.

Comments

kluge, İnsan Zihninin Gelişi Güzel Yapısı

klugekluge, İnsan Zihninin Gelişi Güzel Yapısı

Problemlere getirilen ve o anda sorunu çözen derme çatma çözümler anlamına geliyor kluge. Yazılım dünyasında da oldukça sık kullanılan bir kelime. Kodları incelerken “This is a kluge” şeklinde yorumlar gördüğüm olmuştu. Bu çözümler soruna kalıcı çözüm olarak değil anı kurtmarmak için bulunan ve işe yarayan çözümler oluyor genelde. Kitaba geçmeden önce Gary Marcus‘tan bahsedeyim psikoloji profesörü kendisi ve New York Üniversitesi’nde çalışıyor.

Kitap özet olarak insan beyninin aslında çok da mükemmel olmadığından hatta mükemmel olmaktan oldukça uzak olduğundan bahsediyor.

İnsan beyninde düşünme konuşma gibi insana özgü aktivitelerin çoğunun beynin ön kısmı tarafından kontrol edildiği biliniyor. Refleksler veya yürüme, bisiklete binme gibi sonradan öğrenipte artık düşünmeden yaptığımız şeyler ise beynin alt kısmı tarafından kontrol ediliyor. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya Neandertal’lerin gözlerinin insana göre büyük olduğu görme yeteneklerini insandan daha üstün olmasına rağmen büyük gözler sebebiyle ön beynin insan kadar gelişemediği bu yüzden soylarının insanlar tarafından yok edildiği şeklinde bir araştırma yazısı yayınlandı.

Kitap genel olarak beyindeki insana özgü yeteneklerden sorumlu olan üst kısımla bütün hayvanlarda(aslında memelilerde) ortak olan içgüdüleri kontrol eden alt kısım arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin davranışlarımızı nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmış.

Tüfek Mikrop ve Çelik’ten sonra okuduğum en güzel kitap diyebilirim okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kitapta Derren Brown’ın bir videosundan bahsedilmişti youtube’da bir kaç videosunu izledim onlara da bir göz gezdirmenizi tavsiye ederim.

Comments

Paris, Fransa

THY’nin düzenlediği kampanya ile gidiş geliş 100 euro’ya Paris biletlerimizi aldık. İşin ilginç tarafı o kadar yolu 100 euro’ya gidip gelebiliyorken Schengen Vizesi için de bir o kadar (85 euro) para ödedik sırf Fransa’ya girebilmek için. Amerika’ya başvurduğunuzda 10 yıllık vize verip sizi bir daha uğraştırmıyorken Avrupa’ya gidebilmek için verdikleri kısa süreli vizeler yüzünden hemen hemen her seferinde uçak parası kadar vize parası da ödememiz gerekiyor. Umarım bu haksız durum en kısa sürede düzelir.

Charles De Gaulle hava alanına iniyorsanız şehir merkezine metro ile 10euro’ya gidebilirsiniz. RER-B isimli hat ile herhangi bir aktarma yapmadan şehir merkezine gitmek mümkün. 1900′lü yıllarda yapımına başlanan Paris metrosu oldukça eski bir metro. Metro ile yolculuk yaparken bunu hissediyorsunuz. Paris metrosunda bana ilginç gelen bir diğer olay böyle Moskova Metrosu gibi derin tüneller ihtişamlı duraklar yok, İstanbuldaki gibi büyük duraklar uzun koridorlar, yüksek tavanlar yok. Gayet basit ama çok güzel iş gören bir metroları var. Onu görünce aslında metro inşa etmek okadar da zor olmayabilir diye düşünüyor insan. Alçak tavanlar dar koridorlar var. Ama bunlar size hiç bir dezavantaj sağlamıyor yine tıkır tıkır çalışan bir metro gayet kolay aktarmalar ve hızlı bir yolculuk sağlıyor.

2,3,5 günlük pasolar alabiliyorsunuz ama turistik amaçlı gittiyseniz bir çok yere yürüyerek gitmek isteyebilirsiniz zaten önemli yapılar ve mekanların çoğu birbirine yakın ancak çok yorulduğunuzda metro kullanmak isteyebilirsiniz bu yüzden 10′luk bilet almanızı tavsiye ederim. 10′luk bilette adından da anlaşılacağı gibi size 10 tane ayrı bilet veriyor. Bir kaç kişi gittiyseniz herkese paso almak yerine 10′luk biletleri aranızda paylaştırabilirsiniz bittikçe bir onluk daha alırsınız.

Kalacak yer ise son zamanlarda hostel/otel yerine house trip kullanmaya başladık. House trip’te ev kiralıyorsunuz. Kısa süreliğine gittiyseniz çok avantajı olmaz ama uzun süreliğine gittiyseniz yeme içme olayını evinizde halledip tasarruf sağlabilirsiniz. Kısa süre gittiğinizde zaten şehrin popüler yemeklerini/restoranlarını denediğiniz için evde yemek için çok vaktiniz olmuyor. Kiraladığımız ev çok merkezi biryerdeydi fakat iki kişi olduğumuz için hostelden daha avantajlı olmadı hemen hemen aynı oldu ama evde yedi kişinin kalabileceği kadar kanepe/yatak vardı bu yüzden kalabalık gidiyorsanız kesinlikle house tripten bir ev bulup kalın derim.

Dediğim gibi ev oldukça merkezi biryerdeydi. Ev nehir kıyısına 5dklık (Sen Nehri), Louvre Müzesine 10dklık yürüme mesafesindeydi. Vardığımız akşam ilk olarak Tuileries Bahçe’sine gittik. Burası Louvre Müzesi’nden başlayıp Concorde meydanına kadar uzanan bir park. Concorde meydanında ise ünlü Şanzelize Caddesi başlayıp Zafer Takı’na kadar uzanıyor. Şanzelize Fransızca’da Champs-Élysées diye yazılıyormuş bunu yeni görüp öğrenmiş oldum :)

 DSC_0115

Yukaridaki gibi yesil bir alan Tuileries Bahçesi. Eyfel Kulesi’ni de ilk kez buradan gördük. Tuileries Bahçesi’nin sonunda ise La Grande Roue isimli dönme dolap var. 1900 lerin başında inşa edilmiş bu dönme dolap ve 1980′lere kadar dünyanın en yüksek dönme dolabı ünvanına sahipmiş (Kaynak wikipedia). Dönme dolaba biniş ücreti 10 euro. Şöyle Paris’i bir yukarıdan göreyim diyorsanız tavsiye ederim şayet Eyfel Kulesi varken bu görebileciğiniz en iyi Paris manzarası olmayabilir tabiki.

DSC_0137

Dönme dolabın hemen diğer tarafında Concorde Meydanı var. Concorde Meydanı’nın ortasında Luksor dikilitaşı bulunuyor. 3300 yıllık olan Luksor dikili taşı Mısır Luksor’daki Luksor tapınağının girişinde bulunan iki taştan biri. 1829 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu taşları Fransa’ya hediye etmiş Fransızlar birini alıp Concorde Meydanı’na dikmişler ikincisi hala Mısır’da Luksor tapınağının girişinde bulunmakta.

DSC_0178

La Grande Roue’dan Luksor Dikili Taşı, Şanzelize ve Zafer Takı’nın görünümü

Şanzelize yaklaşık 2km uzunluğunda bir cadde. Üzerinde bir çok ünlü mağaza restoran ve cafe bulunuyor. Şanzelizenin sonunda ise Zafer Takı var. Napolyon, 1806 yılında Austerlitz savaşında galip gelen askerlerine yaptığı konuşmasında “Evlerinize zafer taklarının altından geçerek döneceksiniz” diye hitap ediyor ve sonrasında Napolyon’un emriyle inşaat başlıyor fakat onun döneminde tamamlanamıyor. Napolyonun 1821 yılında ölmesinden sonra ancak 1836 yılında tamamlanıyor inşaat.

İkinci gün Pont des Arts isimli köprüye gittik. Burası sadece yayaların kullandığı bir köprü. Sen nehri üzerindeki köprü eski ve tarihi bir yapı olmasının yanında son yıllarda ilginç bir özellik daha kazanmış. Sevgililer köprünün korkuluklarına üzerlerine adlarını ve tarihi yazdıkları/kazıdıkları bir asma kilit takıp anahtarlarını nehre atıyorlar. Aşkımız daim olsun gibi bir anlama geliyor bu hareket. Ben bunun yeni bir adet olduğunu bilmiyordum. Kilitlerin üzerlerindeki tarihler genelde yeniydi belediye düzenli olarak bunları söküyordur diye tahmin etmiştim ama kilitler orada kalıyor anladığım kadarıyla. Başka bir köprüde de aynı şekilde korkuluklarına takılmış kilitler gördüm Pont des Arts tek değil sanırım.

DSC_0222

Pont des Arts

Günün geri kalanını Eyfel Kulesi civarında geçirdik. Eyfel Kulesi’nin yakınından başlayan tekne turuna katıldık yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Aynı gün Eyfel Kulesi’ne çıkmadık çok fazla sıra olduğu için, onun yerine etrafındaki parkta gezindik.

Akşam Şanzelize’deki Leon de Bruxelles restorana geldik yemek için. Buranın en ünlü yemeği midye. Bizdeki gibi midye dolma şeklinde değil midyeyi kabuklarıyla beraber soslu suda kaynatıyorlar yanında da patates kızartması getiriyorlar. Kabuklu midye çorbası gibi birşey geliyor en nihayetinde. İçinden haşlanmış midyeleri alıp yiyorsunuz. Suyu benim daha çok hoşuma gitti ne bileyim midyeyi okadar çok sevmiyorum. Fiyat olarak çok pahalı değil Paris’e gelmişken değişik birşeyler tadayım diyorsanız tavsiye ederim.

DSC_0457

Üçüncü gün erkenden Eyfel Kulesine gidip sıraya girdik. Eyfel kulesinde üç ayrı katta durup manzarayı izleyebiliyorsunuz. Bu duraklar 57m, 115m ve 276m yükseklikte. 57m de sergi ve restoran var buraya hiç girmedik. Biz bindikten sonra en üst kata çıkışlar bir saat durdurulduğu için bir saat boyunca 115m yükseklikteki ikinci katta oyalandık ve sonra 276m çıktık. Gitmişken en tepeye çıkın derim. Zaten en üst kata bilet aldığınızda diğer katları da ziyaret edebiliyorsunuz. Eyfel kulesinden çıktıktan sonra Şanzelize’ye gitmek için metroya doğru yürüdük yolda bi kafede birşeyler yedik. Çalışanların çoğu Türk’tü, isminden tam emin olamadım şimdi iki tane kafe var yan yana birinde Restorante Italiano yazıyor diğerinde Le Pont de Seine büyük ihtimal Le Pont de Seine olan. Eyfel’den sonra bir yorgunluk kahvesi içmek isterseniz buraya uğrayın.

DSC_0541 DSC_0561
Eyfelin tepesinden Paris Eyfelden Ayrılırken

Öğleden sonra Louvre Müzesi’ne gittik. Eğer müze dolaşmayı seviyorsanız en az bir gün ayırın buraya çünkü hepsini dolaşmak iki gün kadar sürüyormuş. Müzedeki en bilinen eser Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa tablosu. Tablo cam bir korumanın arkaasında duruyor fakat yine de nasıl fotoğraf çekilmesine izin verdiklerine şaşırdım.

DSC_0593

Louvre Müzesi’nden çıkışta Montmartre denilen bölgeye gittik. Buranın belli başlı özelliklerini şu şekilde sayabilirim. Paris’in en yüksek tepesi burada (130m). Belki de bu yüzden yapmıştır adamlar Eyfel Kulesini doğru dürüst Paris manzarası izleyecek yer yok en yükseği de 130m bari kendimiz yapalım tam Paris’in ortasına demiş olabilirler. Onun dışında ünlü Fransız filmi Amelie bu bölgede çekilmiş. Yine ismini duymuş olabileceğiniz Moulin Rouge (Kırmızı değirmen demekmiş hep ismini mulen ruj olarak duymuştum) isimli kabare Montmartre’de. Onun dışında sayabileceğim Ressamlar Tepesi isimli meydan da burada bulunuyor. Buraya ressamlar tepesi denmesinin sebebi Pablo Picasso, Salvador Dali ve Vincent Van Gogh gibi dünyaca ünlü bir çok ressamın burada çalışmış olması ve günümüzde de hala bir çok sanatçının burada stüdyolarının bulunması. Tekne turu sırasında oldukça büyük bir kilise gözüme çarpmıştı bu yapı da Montmartre bölgesindeki Sacré-Cœur Bazilikası’ymış. Sacré-Cœur Bazilikası içinde ve dışında çok farklı iki dünya var. İçeride ayin tam gaz devam ederken dışarıda gençler delicesine içiyor çok sıkışanlarda sağda solda boş buldukları duvar diplerine işiyordu.

DSC_0685

Sacré-Cœur Bazilikası dışarıda farklı içerde farklı ortam

(Çocuklar bunu kendi ülkenizde sakın denemeyin!)

Önceki günlerde de Paris’teki Smart marka veya buna benzer küçük arabalar dikkatimi çekmişti. Hatta Renault’ın ürettiği tek kişilik arabadan da gördüm. Akaryakıt fiyatları bizdekinden ucuz olmasına rağmen bizimkinin akisine büyük değil mümkün olduğunca küçük araçları tercih ediyor Fransızlar.

DSC_0691

Park etmiş arabalar arasında mutlaka bu tarz arabalardan bir tane görmek münkün bazen de daha fazla. Gece son olarak Moulin Rouge’a uğradık. Uğradık derken gerçekten bir iki fotoğraf çektik dışarıdan okadar çünkü çok pahalı. Eğer bir yandan şovu izleyeyim bir yandan da yemeğimi yiyeyim diyorsanız 200 euro. Buna rağmen önünde büyük bir kalabalık ve sıra vardı.

DSC_0707

Bu Paris’teki son gecemizdi yarınki sabah uçağın kalkış vaktine kadar biraz dolaştık ve bence Paris’in simgesi sayılabilecek ufak masalı sandalyeli kafelerinden birinde oturduk. Gerçekten bu tarz kafeler Paris’te çok fazla. Dışarıdaki masalardan birinde otururken fotoğraf makinesini masanın üstüne bırakmıştık. Önümüzden geçen Fransız’ın biri bizi kamerayı çalabilecekleri konusunda uyardı. Sık yaşanıyor belki de bu tarz olaylar dikkatli olun. Onun dışında Paris’te dikkatimi çeken diğer birşey özellikle bizim evin olduğu bölgede o kadar çok antika dükkanı, mobilya, süs eşyası tasarımı yapan yerler var ki gerçekten bu kadar çok talep var mı merak ettim. Hadi antikayı anlarım, antikaya bir yatırım aracı olarak bakıyor olabilirler. Çevremizdeki dükkanların %70′i bu şekilde heykel, süs eşyası, eski kitap, değişik mobilya tasarımları satan yerlerdi.

Makaronada unutmadan değineyim. Bunlar küçük kurabiyeler ve boyutlari ETİ’nin BenimO’su kadar ama tanesi 2 euro bence çok pahalılar yine de bi deneyin derim öyle çok etkileyici bir lezzeti yoktu. En ünlü makaroncu LADUREE.

Onun dışında köpek pislikleri dikkatimi çekti yerlerde çok fazla köpek pisliği vardı bizdeki gibi toplama mecburiyeti yok herhalde. Bazılarının üstüne basıp kaymış insanlar iz olmuş kaldırımlarda.

Son olarak hava alanına geri dönüş yolunda gözüme çarpanlar. Charles de Gaulle Havaalanı Paris’in kuzey tarafında. Paris’in kuzey tarafındaki yerleşimler oldukça kötü. Hattı bazı yerler İstanbul’da bile görmediğim kadar kötüydü evler derme çatma. Sonradan öğrendiğime göre Paris’in güney tarafındaki banliyöleri gayet iyiymiş fakat kuzey tarafı çok kötüymüş. Bu yüzden devlet buraların gelişmesi için fuar merkezi, kongre merkezi gibi yeni yapacağı tesisleri buralara yapıyormuş mesela dünya kupasının düzenlendiği Stad de France de burada ama onun da çevresi oldukça kötü bana bizim Olimpiyat Stadı’nı andırdı.

~SON~

Comments

Gelecek 50 Yıl

gelecek50

21. Yüzyılın İlk Yarısında Hayat ve Bilim 

NTV Yayınları tarafından yayımlanan Gelecek 50 Yıl, alanında dünya çapında ün yapmış bilim adamlarının gelecek 50 yıl öngörülerini yazdığı 25 makaleden oluşan bir kitap. İlk makaleler evrenin oluşumu sicim teorisi gibi çok anlamadığım ve ilgimi çekmeyen konulardan oluştuğu için kitap biraz yavaş ilerledi başlardan ama sonraki makaleler oldukça ilginçti.

Kitapta en ilginç bulduğum makaleler ise dünyanın önde gelen üniversitelerinde yapay zeka ile ilgili çalışmalar yapan profesörlerin yazdıkları. Makalelerinden anladığım kadarıyla bir çoğu yazılımın gelişimi konusunda hayal kırıklığına uğramışlar. 1960′larda Moore yasası ortaya çıktıktan sonra donanımdaki gelişme hemen hemen Moore yasasında denildiği gibi her 18 ayda bir ikiye katlanmış. Bilgisayar bilimleri alanında çalışanlar donanımdaki bu hızlı ilerlemeyi görünce yazılımın da buna paralel ilerleyeceğini düşünüp çok kısa bir süre sonra insan zekasıyla yarışabilecek yazılımlar ortaya çıkacağını düşünmüşler fakat işler beklenildiği gibi yürümemiş. Donanımdaki her 18 ayda bir sağlanan 100% lük hız ve büyüme yazılımda ancak 10-20 yılda sağlanabilmiş. Tabi bu yazılımdaki yavaş büyüme de bilim adamlarının hayal ettiğinin çok gerisinde kalmış.

Bazı bilim adamları hala makinelerin insan zekasıyla yarışabilecek seviyeye geleceği konusunda ümitli olsa da bir çoğu makinelerin daha ileriye gidemeyeceği, ileri yapay zeka uygulamalarının yazılımla makine programlayarak değil, dna kodlarıyla genlerle oynayarak yaratılabileceği konusunda hem fikir.

Bunun dışında dünya dışı yaşam ile ilgili makaleleri de oldukça ilginç buldum. Dediğim gibi kitap başlarda sıkıcı olsa da sonraki makaleler oldukça ilgi çekici. Bilgisayar bilimlerine ilgi duyuyorsanız yukarıda belirttiğim konuları inceleyen oldukça ilginç makaleler bulabilirsiniz.

İyi okumalar.

Comments

Sezgisel Arama

Prof. Dr. Vasif Vagifoğlu NABİYEV tarafından yazılmış “Yapay Zeka” isimli kitabı karıştırmaya başladım ve konu başlıklarından biri olan sezgisel aramanın aslında daha önce çözmeye çalıştığım sayı yerleştirme probleminin çözümünde kullanılabileceğini farkettim. Sezgisellik bir problemin çözümünde kullanılan yardımcı anahtarlar olarak özetlenmiş kitapta. Örnek olarak küçükken hepimiz sıcak soğuk isimli oyunu oynamışızdır. Bir odaya bir eşya saklanır ve ebe bu saklanan eşyayı bulmaya çalışır. Yaklaştıkça diğer oyunular ‘sıcak’ uzaklaştıkça ‘soğuk’ diyerek ebeyi yönlendirirler. Ebe iki farklı şekilde eşyayı bulabilir birincisinde diğer oyunculara kulak asmadan eşyayı saklanması mümkün olan heryerde arayarak. İkinci yöntem ebe arkadaşlarının sıcak soğuk yönlendirmesiyle akılcı bir şekilde arama yapacağı alanı daraltabilir. Öncelikle odanın biraz soluna doğru gider eğer sıcak deniyorsa saklanılan eşya odanın sol tarafındadır soğuk deniyorsa sağ tarafındadır bu şekilde aranılacak alanı yarıya düşürebilir. Yarıya düşen alan için aynısını yaparak 1/4′e düşürebilir böylece kısa bir süre içinde saklanan eşyayı bulur. Arkadaşlarının yönlendirmesi eşyayı bulmasında yardımcı bir anahtardır.

Bir önceki yazıda yaptığım program sayıları yerleştirirken hep aynı yolu izliyordu. Önce aşağıya yerleştirmeye çalışıyor doluysa yukarı, o da doluysa sola, o da doluysa sağa o da doluysa sol üst … böylece sekiz ihtimali deneyip uygun olanı seçip sonraki kareye geçiyordu. 10×10 luk karede bir çözüm bulması 5-6 saat sürmüştü. Ve çözümlerin hepsi sol üstte 38 veya 46 sayılarının bulunduğu çözümlerden oluşmaktaydı. Demekki buralarda çözüm benim yöntemimle ulaşılabilecek derinlikteydi yani programın çözüm bulması biraz da şans diyebiliriz eski yöntem için.

Bu problem kitapta anlatılan 64 at problemine çok benzemektedir. 64 at probleminde herhangi bir kareden başlayarak aynı kareye tekrar uğramadan atın bütün kareleri ziyaret etmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu problemde at ortada olsa ve hiçbir kareyi ziyaret etmemiş olsa 8 farklı yere gidebilir fakat köşelerde olsa iki farklı yere gidebilir. Ortalama olarak atın her seferde yapabileceği hamle sayısı kitapta dört olarak alınmış ve bu problemin çözümünde denenmesi gereken ihtimal sayısı 4^63 olarak verilmiş. Bizde aynı ortalamayı alırsak 4^99 tane farklı durumu kontrol etmemiz lazım. Burada sezgisel yöntem olarak bir sonraki hamleyi çıkışın en az olduğu kareye yapmak verilmiş.

 1  4
4 5
5
2 3
5

Yukarıdaki tabloya bakarsak program üçü yazdıktan sonra yeşil dördümü yazmalı yoksa turuncu dördümü. Dediğimiz gibi çıkışı en az olan kareyi seçmesi lazım. Turuncuyu yazarsa beşi yazabileceği tek bir yer var yeşili yazarsa iki farklı yere beşi yazabilir. Bu yüzden bir sonraki adımda turuncu dördü seçiyoruz. Zaten daha sonrasında gidebileceğimiz tek yer olduğu için sonraki hamlede de turuncu beşi yazıyoruz. Bu yeşil hamleleri hiç bir zaman yapmayacağız anlamına gelmiyor. Turuncudan başladığımız yol bitince tekrar üçe kadar geri dönüp ve bu sefer yeşili yazarak devam ediyoruz. Recursive fonksiyonları biliyorsanız bu üçe dönme olayını anlamışsınızdır.

Sonuç

Programı bu sefer öğrenmek amaçlı Scala ile yazdım. Eski versiyonda ilk sonuçların gelmesi 5-6 saat sürmüşken yeni yöntem ile saniyeler içinde yüzbinlerce sonuç geldi sezgisel problem çözüm yöntemi sonuçlara ulaşmada çok büyük avantaj sağladı.

Scala kodu: http://www.eguller.com/wp-content/uploads/2013/02/SayiYerlestirmece.scala

Örnek Çözümler: http://www.eguller.com/wp-content/uploads/2013/02/cozumler.txt

import collection.mutable
import scala.concurrent.ops._
 
/**
 * Put numbers in a NxN board
 * from 1 to N*N
 * scala SayiYerlestirmece N
 */
object SayiYerlestirmece {
  private var current : Int = 0;
 
  def main(args: Array[String]) {
    var size = 5;
    //if board size is given use.
    if (args.nonEmpty){
       size = Integer.parseInt(args(0));
    }
 
    var i = 0;
    for (x <- 0 until size ){
      for(y <- 0 until size){
        //run every initial states in parallel.
        spawn{
          val arr = new Array[Int](size * size);
          arr(i) = 1;
          //create initial states
          val initialList :List[Model] = List(new Model(arr,size,x,y));
          solve(initialList);
        }
        i+=1;
      }
    }
 
  }
 
  /**
   * solve problem recursively
   * @param modelList - next states
   */
  def solve(modelList: List[Model]){
    modelList.foreach(p => {
       if (p.completed){
         current+=1;
         println(p);
         println(current);
       }
       solve(p.nextStepList());
    });
  }
}
 
/**
 *
 * @param data - current state of board
 * @param size - size of board 5x5 10x10 etc
 * @param x - current x position on the board
 * @param y - current y position on the board
 */
class Model(data:Array[Int], size:Int, x:Int, y:Int) {
  /**
   * convert multi dimensional x,y index to one dimensional index.
   * @param size - size of board
   * @param x - current x position
   * @param y - current y position
   * @return - corresponding array index
   */
  def xy2Idx(size:Int, x:Int, y:Int): Int = {
    if ( x < 0 || y < 0 || x >= size || y >= size)
      -1
    else
      size * x + y;
  }
 
  /**
   * convert one dimensional array index to multi dimensional x,y index
   * @param size
   * @param idx
   * @return
   */
  def idx2Xy(size:Int, idx:Int):(Int,Int) = {
    return (idx/size,idx%size);
  }
 
  /**
   *   Checks whether game is completed or not
   * @return  true if is game completed else false
   */
  def completed() :Boolean = { data(xy2Idx(size,x,y)) == size * size };
 
  /**
   * Position of next available empty cells.
   * @return - list of index of empty cells.
   */
  def nextStepIdxList():List[Int] = {
    return mutable.MutableList(
      xy2Idx(size,x+3,y),
      xy2Idx(size,x-3,y),
      xy2Idx(size,x,y+3),
      xy2Idx(size,x,y-3),
      xy2Idx(size,x+2,y+2),
      xy2Idx(size,x-2,y+2),
      xy2Idx(size,x+2,y-2),
      xy2Idx(size,x-2,y-2)
    ).filter(p => p > -1 && data(p) == 0).toList; //filter out of bounds and non-empty cells
  }
 
  /**
   * Next states of board. These are derived from indexes
   * which are returned by nextStepIdxList() function.
   * @return - Next possible states of the board
   */
  def nextStepList():List[Model] = {
    var modelList = mutable.MutableList[Model]()
    nextStepIdxList().foreach( p => {
      val newArr = data.clone();
      newArr(p) = data(xy2Idx(size,x,y)) + 1;
      modelList += new Model(newArr,size,idx2Xy(size,p)._1, idx2Xy(size,p)._2);
    });
    return modelList.sortWith(_.nextStepSize() < _.nextStepSize()).toList;  // sorts board states by least next step size
  }
 
  /**
   * Available cell count at next step.
   * This value is used to determine next move.
   * @return - Available empty cell count
   */
  def nextStepSize():Int = {
    return nextStepIdxList().size;
  }
 
  override def toString(): String = {
    val sb = new StringBuilder();
    data.indices.foreach(p =>{
      if (p % size == 0)
        sb.append("\n");
      else
        sb.append(",");
      sb.append(data(p));
 
    });
    return sb.toString();
  }
}

Comments (2)