Dallas – Rutin Hayat

İlk önceleri yapacak birşeyler bulmakta oldukça zorlandık. Zaten daha önce Amerika tecrübemiz olmadığı için attığımız her adımda problemle karşılaşıyorduk. Gitmeden önce arkadaşım meetup.com diye bir siteden bahsetmişti. Gitmeden çok bakamadım ama bu site orda hayat kurtarıcı oldu diyebilirim. meetup.com da bulunduğunuz şehri ve ilgi duyduğunuz konuları yazıyorsunuz site size etraftaki ilginizi çekebilecek aktiviteleri söylüyor. İlk denedigimiz aktivite bi barda insanların bir araya gelip birbirini tanıyanların buluştuğu tanımayanların tanıştığı bir aktiviteydi. Gittik grubun olduğu masayı bulduk oturduk kendimizi tanıttık böyle böyle geldik bir süre buralardayız yeni insanlarla tanışasımız var dedik, “Ok” dediler muhabbetlerine devam ettiler, bizde kendi masamıza döndük bir süre sonra kısacası ilk deneyim pek iyi olmadı :-) Bunun sebebini zamanla anladım çünkü oradakilerin çoğu birbirini tanıyan insanlardı ve bizim gibi akıcı konuşamayan insanlarla pek de uğraşmak istemiyorlardı.

Geek Night

Geek Night buluşması neredeyse altı ay kesintisiz devam ettiğim bir buluşma oldu. İçerik su şekilde, Thoughtworks isimli bir firma sponsor oluyor her çarşamba akşamı bu firmanın toplantı odasında toplanılıyor isteyen herkes katılabiliyor. İster kendi uğraştığınız projeyi getiriyorsunuz ister açık kaynak kodlu bir projeye destek oluyorsunuz. Buluşmaya herzaman Thoughtworksten iki kişi katılıyor. Bunlar çok tecrübeli mühendisler hatta birtanesi Google da çalışmış galiba konuşmalarından öyle anladım. Her hafta ortalama 7 – 10 kişi geliyor buluşmalara aralarında öğrenciler de var çok tecrübeli yazılım mühendisleri de. Çarşamba akşamı yaklaşık üç dört saat beraber kod yazıyorsunuz. Bu arada pizza ve kola da ısmarlanıyor, pizza yeyip kod yazıyorsunuz tam nerd ortam. İlk haftalarda Thoughtworks’un OpenMrs diye açık kaynak kodlu bir projeyle ilgilenmeye başladığı isteyenlerin destek olabileceği söylendi. Ben de OpenMrs üzerinde çalışmaya başladım ve bu altı ay böyle devam etti. OpenMrs açık kaynak kodlu bir hastane yazılımı Afrika’daki bir çok ülkede kullanılıyor şuanda. Amerika’daki ve Rusya’daki birkaç hastanede de kullanıldığını okudum. İlk bir kaç hafta kodu anlamakla geçti sonrasında açılmış ufak hata kayıtlarını sonra daha geniş kapsamlilarini çözdüm. Bir süre sonra takımın bir parçası gibi hissediyorsunuz. Türkiye’ye dönünce nedense devam ettiremedim belki yeniden ilgilenmeye başlarım. Evet altı ayimin çarşamba günleri böyle geçti :)

Pickup Soccer

Bu da bildiğimiz halısaha maçı. İsteyen herkes gelebiliyor. Cumaları kapalı bir basket sahasında oynuyorduk minyatür kale. Yaklaşık 15 kişi geliyor beşerli üç takım yenilen çıkıyor gerçekten çok zevkliydi. $5 üç saat kadar oynuyorsunuz. Kız erkek karışık bu arada futbol Amerika’da kızlar arasında çok popüler ve kız nekadar oynayabilir ki demeyin çok deli oynayanlari var:-) Basket sahasında daha sonraları başka bir voleybol takımının antreman yapması gerekti bizi çıkarttılar bir iki hafta açık havada oynadık fakat yağmur falan yağınca o da olmadı daha sonra kapalı halısaha tadında biryere geçtik. Bizim bulunduğumuz yerde kapalı halısaha tarzı çok yer vardı. Bizdeki gibi takım kurup kendi aranızda maç yapma pek yok bu halısahalar kendileri lig düzenliyor takımınızı kurup katılıyorsunuz veya onlar bireysel başvuranlardan takım oluşturuyor. Cuma günlerimi de buna ayırdım gerçekten beş gün bilgisayar başında oturduktan sonra bir kaç saat futbol çok iyi geliyor kasları açıyor. Bu etkinliğe de neredeyse altı ay kesintisiz devam ettim ve zaman geçtikçe diğer düzenli gelenlerle çok iyi dostluklar kurduk. Son haftamda barda oturup birşeyler içtik vedalaştik.


Pickup Soccer Tayfası – Soldan ikinci benim

Php Gelistiricileri Bulusmasi

Bu ayda bir düzenlenen bir buluşmaydı. Php kodu uzun süredir yazmamış olmana rağmen meraktan buna da gittim. Burda içerik su şekilde, konusunda uzman biri size eğitim veriyor php ile ilgili. Eğitimden önce bir saat kadar önce toplanmaya başlıyor insanlar eğitime kadar biseyler yeyip icebilirsiniz yine sponsor firma karşılıyor bunları ücretsiz. Bu buluşmada sponsor Softlayer diye bir firmaydı. Bu buluşmaların birinde katılanlar arasında çekiliş düzenlendi. Büyük ödül ZendCon isimli bir konferansa katılım bileti. California’nin Santa Clara isimli bir kentinde düzenleniyormuş. Ve evet bana çıktı :-) Fakat orada izin kullanamayacağım için geri iade ettim. “Vay arkadaş Amerika’nin taşı toprağı altınmış” dediğim anlardandir :-)

Android Gelistiricileri Bulusmasi

Bu da Php Geliştiricileri buluşmasına çok benzer yine uzman biri eğitim veriyor.

Urban Bohemian & DFW Explorers
Bu gruplarda Dallas’la ilgili her türlü etkinliği düzenleyen insanlar var. Spor, sanat, yemek … Bu gruplarla katıldığım ilk etkinlik Dallas Sanat müzesi gezisiydi. Gerçi biraz geç gittiğim için kimseyi bulamadım buluşma yerinde o yüzden kendim gezmek zorunda kaldım ama dört saat kaldım içerde demekki begenmişim :)
İkinci olarak Dodgeball diye bi oyun oynadık bizdeki yakan top gibi. Ama kenarlardan topu atan yok herkes ortada ve ortada bir çok top var bu da oldukça zevkli bir etkinlikti.
Bu grupla bir de paintballa gittik. İyiydi ama bu işin turnuvalarına katılan bi tip vardı o olmasa daha iyiydi. Herifin silahı da farklıydı bizim kiraladığımız silahlar bir atarken adaminki 10 tane atıyordu. Hep onun takımı kazandı zaten. O gün yaklaşık beş saat paintball oynadık.

Paintball oynadığımız grup – Arkadaki üçlünün ortasındaki benim

Barcelona - Club America Maci
Ben Dallas’tayken şansıma Barcelona Dallas’a geldi Club America diye bir takımla hazırlık maçı yapmak için. Fırsatı kaçırmadım en ucuz biletten aldım birtane. Maç öğlen üçteydi ve yazın Dallas’ta bu saatlerde hava dayanılmaz derecede sıcak oluyordu. Acaba nasıl olcak falan diye düşünürken insanı “yuh” dedirtecek bir stadla karşılaştım. İsmi Cowboys Stadium zaten çok ünlüymüş de ben bilmiyormuşum. 95 bin kişilik üstü tamamen kapalı içi klimalı bir stad yapımı 1 milyar dolara mal olmuş. Sahanın tam üzerinde yarı sahadan daha büyük bir ekran vardı. En ucuz bileti aldığım için maçı yamaç paraşütü yapılacak mesafeden izledim bazende bu ekrandan takip ettim.Barcelona kadar stada da hayran kaldım o gün. Club America da oldukça iyiydi fakat Barcelona 2 – 0 aldı maçı. Messi oynamadı :)

Couchsurfing
Aktif bir CouchSurfing üyesiyim. Türkiye’de hemen hemen her ay birini evimde misafir etmeye çalışırdım. Dallas’ta da CouchSurfing sayesinde yeni insanlarla tanışabilecegimi düşündüm ve Dallas grubuna üye oldum. İstanbul grubu kadar aktif bir grup değildi fakat yine günde bir iki mesaj geliyordu gruba. Acaba haftalık buluşmaları var mi diye baktım öncelikle. Salı günleri düzenlenen bir CouchSurfing buluşması varmış. Adresini aldım ve gittim, Amsterdam Bar diye biryerdeydi. Gayet hoş bir bardı, arka tarafında bahçesi vardı, ve açık havada içkinizi icebiliyordunuz. Normalde Dallas’ta dışarıda içki içmek yasak bu yüzden bile güzel diyebiliriz. Buluşmayı düzenleyen arkadaş iki yıldır bu buluşmayı düzenliyormuş, fakat gelenler genelde kendi mahallesinden iş çevresinden arkadaşlarıydı tam bir CouchSurfing buluşması gibi değildi. Yeni insanlar pek gelmiyordu, gelenlerde birbirlerini tanıdıkları için, İngilizce nekadar iyi bilseniz bile konuştuklarına uzak kalıyorsunuz. Bir süre bu buluşmalara gidip gelmeye devam ettim düzenleyen arkadaş oldukça sıcak kanlı biriydi fakat yinede muhabbetlerine çok uzak kaldık dediğim gibi hepsi kendi arkadaş çevresiydi. Arada uğrayan bizim gibi başka ülkelerden gelen CouchSurfingciler oluyordu ama nadiren. Bir kaç buluşma böyle geçtikten sonra, CouchSurfing’in diğer üyeleri gerçek bir CouchSurfing buluşması düzenlemeye karar verdiler. Buluşmalar her hafta ayrı ayrı barlarda olacaktı. Sebebini tam hatırlamıyorum ama ilk buluşmaya gidemedim. İkinci buluşmaya gittik, gerçekten olması gereken gibi bir buluşmaydı. Dünyanın her tarafından insanlar vardı. Yaklaşık dört ay boyunca hemen hemen her buluşmaya gittim ve burdaki insanlarla tanıştık kaynaştık. Couchsurfing dışında da beraber etkinlikler düzenledik, maçlar izledik, festivallere katıldık.

Hoşçakal Dallas

Ve altı ay böylece göz açıp kapayıncaya kadar geçti. İstanbul gibi nerdeyse birine çarpmadan sokaklarda yürümenin imkansız olduğu çok ama çok kalabalık bir şehirden sonra Dallas gibi İstanbul’un tam tersi bir yaşam tarzı olan şehirde altı ay geçirmek çok çok iyi gelmişti. Amerikada insanların çalışma tarzları bakış açıları hem iş hayatında, hem de günlük hayatta bende çok şeyler değiştirdi, benim için unutulmaz bir deneyim oldu.
Ve son gün arabaya binip otelden ayrıldım, altı ayımı geçirdiğim sokaklar her gün görüp alıştıgım binalar, arabanın dikiz aynasında bir bir görünüp yavaş yavaş küçülerek kayboluyorlardı ve muhtemelen hiçbirini birdaha göremeyecektim. O an biraz duygulandım, ama sonuçta altı aydı, herşeyiyle çok güzel geçmişti. Çalıştık, eğlendik ve bitti…

Comments

How to Install Flash Player Without Internet Access

I was trying to figure it out today, because if you try to download from http://get.adobe.com/flashplayer/ first you download a small installer (~740kb) and this installer downloads actual flash player and installs.

If you are trying to install flash player to a computer without internet access go http://www.adobe.com/special/products/flashplayer/fp_distribution3.html to download full installer msi or exe.

Comments

Steve Jobs has died

When I heard that, I was at Dallas Geek Night. We seven guys were writing code for open source projects. Everybody opened browsers and some of us checked twitter, some other reddit, apple.com and news pages. When I have looked the room, everyone was using a Mac so, I have imagined rest of the world. Millions of people read this news from his IPhones, IPads and IPods.

A Turkish proverb says “Shroud does not have a pocket.”. He also could not take anything with him to the other side, but you know everyone was using a Mac in that room.

Rest in peace

Comments

Dallas – İşyeri

İlk bir kaç gün Türk müteahhit gibi “Vay arkadaş adamlar ne beton dökmüş vay, vay” diye gezip çevreyi biraz tanıdıktan işyerinden bahsedeyim biraz.

İş Netaş’ta yaptiğimiz işin aynısı olduğu için iş konusunda çok bir sıkıntı çekmedik. Çalıştığımız bina rahmetli Nortel’in binalarından biri. Nortel’in parçalarını satın alan Avea ve Ericsson bu binayı ortak kullanıyorlar.

  1. İlk olarak yemekhane olayı yok ama cafeteryası var herkes parasını verip yemeğini alıyor. Çoğu kişi de dışarıda yiyor etrafta dünyanın bütün mutfaklarından restoranlar bulmak mümkün. Bu çok farklı bişey değil Türkiye’de de bir çok firma aynı şekilde yemek kartları veriyor. Ama Netaş’ın yemekhanesi olduğu için bu bizim için bir farklılık sayılır.
  2. İkincisi servis olayı. Benzin çok ucuz zaten 1.5 lira kadar sanırım ayrıca önceki yazımda dediğim gibi yollar çok müsait trafik yok, zaten hemen hemen herkesin arabası var hatta bir çok kişini birden fazla arabası var. Burda servis olayı olsa ona şaşırırdım zaten.
  3. Üçüncüsü bizdeki gibi mesai mesai diye çok kasmıyor adamlar saat 4-5 gibi otoparkta hemen hemen araba kalmıyor, ama hala bizden çok daha zenginler :)
  4. Bana en ilginç geleni de bizde Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Geliştirme gibi meslekler daha çok çocukların, torunların meslekleridir yeni neslin yani. Netaş’ta işe başlayanların büyük bir çoğunluğu yeni mezundur. Yeni mezun olmayanlardanda 30 yaşın üstünde işe yeni başlayanı çok görmedim. Burda biraz daha baba, amca mesleği. Biraz da telekom sektörü için böyle sanırım. Mesela burda 55 yaşında biri gelip ‘Merhaba ben bugun burda yeni işe başladım’ diyebiliyor. Gençler arasında web işleri daha revaçta. Dallas’ta gittiğim PHP, Node.js kullanıcıları buluşmalarındaki insanların yaş ortalamaları daha düşüktü.
  5. Tabi çalışanların yaşlı olmalarının getirdiği bir çok avantaj da var. İçlerinde çoğu 5-10 yıldır aynı üründe çalışıyorlar ve çalıştıkları ürünü çok iyi biliyorlar bu yüzden büyük resmi görüp ürüne yön verebiliyorlar.
  6. Bir çoğu işe hiç gelmeyip evinden çalışmayı tercih ediyor. Bu sadece bizim çalıştığımız firmada mı böyle yoksa insanların çoğu bu şekilde çalışıyor bilmiyorum. Ama katıldığım Dallas PHP kullanıcıları buluşmasında bir kaç kişiden aynı şeyi duymuştum. Onlarda firmanın merkezi başka eyalette olmasına rağmen,  uzak masaüstü yaparak çalışıyorlarmış.
  7. Öğlen yemeklerini masasında yiyor bir çok kişi böylece öğlende çalışıp akşam biraz daha erken çıkıyorlar. İşe erken gelen sayısıda az değil altıda falan işe gelen kişilerde var onlarda erken çıkıyorlar.

Comments

Dallas – İkinci Gün ve İlk İzlenimler

İkinci gün yani pazar günü Dallas World Aquarium’a gittik. Burası içinde akvaryumda bulunan bir hayvanat bahçesi deniz canlıları dışında kuşlar, maymunlar, timsah gibi başka hayvanlarda var. Diğer hayvanat bahçelerini aksine açık alanda değil burası tek bir binanın içinde. Diğer bir özelliği de tam şehir merkezinde olması.

Şehir Merkezi

Şehir merkezlerine ‘Down Town’ diyorlar. Şehir merkezi büyük plaza ve gökdelenlerden oluşuyor ve şehrin geri kalanı genelde tek katlı binalar şeklinde onlarca kilometre yayılıyor. Apartman olayı pek yok genelde insanlar müstakil evlerde oturuyorlar ve evlerin çoğu havuzlu ve bahçeli.

Bukadar yüksek binaları görünce birde şehir merkezi olduğunu düşünürsek  insan şimdi yollar tıklım tıklımdır diye düşünüyor ama hiç de öyle değil. Nerdeyse hayalet şehir. Yollarda kimseler yok. İkinci günüm olduğu için hala heryeri İstanbul gibi saniyordum ve yolların boş olmasına şaşırmıştım. Şimdi çok normal geliyor çünkü

  1. Pazar günüydü
  2. Hava çok sıcaktı
  3. Ve en önemlisi Dallas’ta yazın hayat içerdedir dışarılarda kimseyi bulamazsınız.

Boş sokaklarda dolaşırken açık bir markete girdim. Amacım bi bira alıp gezerken içip serinlemekti. Bütün rafları dolaştım ama biralar hep altılı paketlerdeydi. En sonunda market çalışanına sordum bana ‘We do not care about single beer’ dedi. Ben İstanbul’daki gibi heryerde bakkal vardır diye hayal etmiştim ama yokmuş :) Zamanla şunları öğrendim.

  1. Dallas’ta bakkala en yakın şey ’7 Eleven’ lardır.
  2. Alışverişler genelde Walmart’lardan toplu yapılır.
  3. Sokaklarda alkollü içecek içmek yasal değildir.

Ulaşım

Buraya gelmeden şirketten orada araba kiralamamız gerektiği arabasız ulaşımın çok zor olduğunu söylediler. Ben ozaman niyeki otobüs falan illa vardır hallederiz diye düşünmüştüm.

Ben geldiğimde önceki hafta gelen arkadaşlar arabayı kiralamışlardı. Hayatımda hiç otomatik vites araba kullanmamıştım ve İstanbul gibi trafiğin yoğun olduğu yerlerde de araba kullanmamıştım. Başlarda oldukça zorlandım debrijaya basıyorum diye birkaç kez frene basmışlığım oldu :)
Yollar genelde boş değildi ama trafik sıkışıklığıda yoktu. Şehir içinde hız limiti 40-45 mil arası değişiyor bu da 60-70 kilometreye denk geliyor. Otoban tarzı yollarda ise  60-65 mil bu da 95-105 km kadar. Trafik ışıkları bizdeki gibi yolun durduğunuz tarafında değil karşı tarafında bu alışılması gereken başka bir zorluktu.

Toplu taşımaya gelince, Taksim – Maslak arası gibi yer altından giden bir metro sistemi yok. Daha çok Aksaraya – Atatürk Havalaalanı arasındakine benziyor metro sistemleri buna hafif metromu diyoruz biz tam olarak bilmiyorum. Raylı sistem ana güzergahlarda var oralardan otobüslerle insanlar evlerine dağılıyorlar. Gerçi ne otobüs ne de metro çok sık geçiyor buna rağmen ayakta yolcu görmedim tek tük insan oluyor toplu taşıma araçlarında. Bu yüzden araba kiralamamız iyi olmuş gerçekten toplu taşımayla olcak gibi değilmiş.

Yürümek

Yürümekte ulaşımın bir çeşidi. İstanbulda yürüyerek bakkala/markete gidip temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Ama burada yürümek neredeyse hiç bir işe yaramıyor. Yazın sıcağında zaten çok zor onun dışında adamlar çok geniş yapılaşmışlar ve otoparka çok önem vermişler. Eğer bir araziye bir alışveriş merkezi yapıldıysa en az alışveriş merkezi büyüklüğünde çoğu zaman daha da büyük otopark yapılmış önüne. Park yeri bulmak araba park etmek çok kolay. Bu yüzden binaların arası birbirine çok uzak. Yürüseniz bile 100-200 metrede ancak iki işyeri geçersiniz. Onun dışında evler müstakil olduğu için mahalle içlerinde yürümekte fayda getirmiyor onlarda çok geniş alana yayılmışlar ve arada bakkal market gibi şeyler yok. İnsanlar alışverişlerini genelde Walmart  denen marketlerden yapıyor. Walmart’lar için BIM görünümlü Carrefour diyebiliriz. BIM gibi her mahallede varlar ama genelde Carrefour büyüklüğündeler çoğu zaman daha da büyükler. Otele en yakın Walmart 3-4 km kadar uzakta.

Yollar ve Çevre 

Burada mahalleler arası yollar otobanlar yani hemen hemen bütün yollar beton. Sıcaktan erimesin diyemi öyledir bilmiyorum. Ama beton yola yama yapması daha kolay sanki çöken ve kopan yerleri kesip tekrar beton döktüklerinde yolla birebir aynı hizada oluyor. Asfalta yama yapmayı bizmi bilmiyoruz bilmiyorum ama aslafta yama yapılınce bi tümsek oluyor arabayla giderken sarsıyor. İnsanların oturduğu evlerin olduğu yerlerde yollar tek yada iki şerit zaten bu yolları genelde buralarda oturanla kullanıyor. Bu yollarda karşıdan gelen arabayla bile genelde karşılaşmazsınız. Bu yolların kenarlarına arabanızı parketebilirsiniz. Zaten genelde milletin 2-3 arabası olduğu için birini yola parketmek zorunda kalıyorlar.
Bu ara yolların bağlandığı biraz daha anayol diyebileğimiz yollar genelede üç şeritli. Ama bu yollar yine yerleşim yerlerinin içinden geçen kenarlarında kaldırımları olan yollar. Otobanlar ise 5-8 şerit arası değişiyor. Ayrıca bizdeki gibi otobandan çıkıp doğruda yerleşim alanlarının olduğu yola giremiyorsunuz. Yada otobandan doğruca bir alışveriş merkezine giremiyorsunuz. Otoyolların kenarında yine 3 şeritli servis yolları var otoyolardan çıkıp buraya giriyorsonuz buradan alışveriş merkezlerine yada diğer yerleşim yerlerine giden yollara giriş yapıyorsunuz. Yani otoyollar servis yollarıyla beraber 11 şeridi bulabiliyor. Anadolu yakasındaki Optimum alışveriş merkezini düşünürsek çok önemli bir yolun tam kenarına yapılmış. Pazar günleri insanlar 5te kuyruk oluşturup bekliyorlar Optimum’un otoparkına girebilmek için bu da Tuzla tarafından gelip Kadıköy’e gitmek isteyen birinin yok yere saatlerce trafikte beklemesine sebep oluyor. Düşünün yolu kapatan ne bir kaza ne bir trafik yoğunluğu çok merkezi bir yolun kenarına yapılmış / yapılmasına izin verilmiş bir alışveriş merkezi.  Ve bu alışveriş merkezi otoparka girecekler için ne bir yanyol yapmış ne birşey doğrudan devletin yolunu sömürmekte ve binlerce insana trafik işkencesi çektiriyor.
Neyse kaldırımların genelde iki tarafıda yeşillik ama kaldırımlar genelde resimde gördüğünüz gibi dar zaten pek insan yürümediği için. Bu insanların yaşadığı evlerin bulunduğu mahallelerde böyle şehir merkezinde kaldırımlar oldukça geniş. Sabahları veya haftasonları koşu yapanlar kullanıyor çoğunlukla kaldırımları.

Dallas’ı ben çöl olarak hayal ediyordum ama çok çok yeşillik biryer. Etrafta oldukça fazla ufak tefek yapay göl bulunmakta. Bunun dışında kaldırımlar yollar ağaçlık. Yaz boyunca çimenler her gece sulandı ve yaz boyunca yeşil kaldı.

İkinci yazımı burada bitiriyorum. İlk başlarda pek sevemedim Dallas’ı İstanbul’daki alışkanlıkların hiçbiri burada yoktu. Herşey farklıydı değişikti. Bakkal/Market yoktu, arabaya alışmak trafik kurallarına trafiğe alışmak zordu, yürüyerek biryere gidilmiyordu. Fakat zaman geçtikçe bunlara alışmaya ve Dallas’ı sevmeye başladım.

Comments